Hayatın Işığı Altında...

RSS
OkulDerslerim

16/2/2008

ATATÜRK VE ÖĞRETMENLERİ

ATATÜRK VE ÖĞRETMENLERİ

   Atatürk'ün öğrencilik hayatında da, bu eÅŸsiz büyük insanın Türk gençliÄŸi için imtisal örneÄŸi olacak pek çok enteresan hususlar vardır. O'nun hayatının bu döneminden elde kalmış veya sonradan bulunabilmiÅŸ izleri, bir araya getirerek Mustafa Kemal'in okul çağında yetiÅŸirken de nasıl seçkin bir memleket çocuÄŸu ve örnek bir talebe olduÄŸunu anlamak mümkün olmaktadır.

   Atatürk'ün öğrenim hayatının da, devrinin her çocuÄŸu gibi mahalle mektebinde ve ilâhilerle yapılan bir "bed'i elifba - elifbeye baÅŸlama" töreniyle baÅŸladığını, kendisinin çocukluk hayatı hakkında anlattıklarından öğrenmiÅŸ bulunuyoruz. Bu okul Koca Kasım PaÅŸa mahallesindeki evlerine pek yakındı ve Hâfız Mehmet Efendi adında bir hocası vardı. Bu okula veriliÅŸ, rahmetli babasının, annesinin hatırını kırmamak için katlandığı bir zaruretti. Aralarındaki anlaÅŸmaya göre bir kaç gün sonra Mustafa buradan alınmış ve Selânik'in şöhretli hocası ve mürebbisi Åžemsi Efendi'nin(9) yeni metodla elifba öğretimi yaptığı özel okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada baÅŸlamıştır. Elimizde bu döneme ait herhangi bir belge bulunmadığı için küçük Mustafa'nın ilk okula baÅŸlayış tarihini ve yaşını kesin olarak bilmiyoruz. Herhalde altı yaşını bitirmiÅŸ olması gerekir. Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiÅŸ, babasının ölümüne kadar, sonradan birleÅŸtiÄŸi "Feyziye" okulu ile sekiz sınıflı bir hale gelen ve Rüştiye kısmını da ihtiva eden bu okulun sınıflarını muntazaman takip etmiÅŸtir. Ele geçen resmî bir belgeye(10) göre Mustafa'nın babasının, 28 Kasım 1898'de öldüğü anlaşılmış bulunuyor. Buna dayanılınca Mustafa'nın bu sırada on iki yaşında olması ve Rüştiye sınıflarına kadar yükselmiÅŸ bulunması gerekmektedir.

   Ali Riza Efendi'nin ölümünden sonra, Zübeyde Hanım'ın çocuklarını alarak kardeÅŸinin Langaza'daki çiftliÄŸine gidiÅŸi, Mustafa'nın öğrenim hayatına bir ara vermiÅŸtir. Onu burada civardaki Rum okuluna yollamayı düşünmüşler, istememiÅŸ; çiftliÄŸin yazıcısı Karabet'in derslerinden de memnun kalmamıştır. Öğrenmek ve yetiÅŸmek imkânlarından mahrumiyetin verdiÄŸi huzursuzlukla bunaldığı görülen bu istidatlı çocuÄŸu, annesi nihayet okula devam etmek üzere Selânik'e bir akrabanın yanına yollamak zorunluÄŸunu duymuÅŸtur.
Selânik'e dönüşü ve evlerine çok yakın bir yerde olan Mülkiye Rüştiyesine girip bir müddet buraya devam edişi hakkında da kendisinin ve mahalle komşusu ve o bu okulda sınııfdaşı Mehmet Somer Bey'in(11) naklettiklerinden başka bir şey bilmemekteyiz. Yalnız şu kadar ki, babası 1893 Kasımında öldüğüne göre o kışı ve onu takip eden baharı Langaza'da geçirmiş olduğuna ve o vakitki usule göre okullar Hicrî seneye göre Recep ayında imtihanlar yapılamak ve Şevval başlarında derslere başlanmak suretiyle öğretim yaptıklarından, Hicrî 1311 senesinin Şevval'i, 1894 senesinin Nisan ayına rastladığına bakılarak, Langaza'da altı aydan fazla kalmadığı anlaşılmaktadır.

   Mülkiye Rüştiyesinde Müdür MuavinliÄŸi de yapan ve Kaymak Hâfız diye anılan Hüseyin Efendi'nin, bir sınıf disiplinsizliÄŸine sebep olduÄŸu ve haksızlığa baÅŸ eÄŸmediÄŸi için Mustafa'yı dövmesi, velev hocasından bile olsa tokat yemeyi insanlık haysiyet ve vekarına yediremeyen Mustafa'nın, büyük annesi tarafından çok geçmeden bu okuldan çıkarılmasına sebep olmuÅŸtur. Haksızlığa ve deÄŸersizliÄŸe daima isyan eden Mustafa Kemal'in, gerçek hocalarına olan saygı ve baÄŸlılığını gösteren örnekler ise onun hayatında pek çok görülmektedir.

   Mustafa asker olmak istiyordu. Mahallesindeki komÅŸuları arasında da bir çok subaylar vardı. Sabah akÅŸam kışlalara vazifeye gidip gelen yüzlerce subayın geçtiÄŸi cadde, evlerinin penceresinden görülecek kadar yakınlarında idi. Bunun için de Askerî Okula girmesi ve o sistem içinde yetiÅŸmesi gerekiyordu. Annesi ise her nedense onun asker olmasını istemiyordu. O bu iÅŸi, bir oldu bitti ile halletti ve habersizce giderek imtihanla Selanik Askerî Rüştiyesine yazıldı. GeçirdiÄŸi imtihanda saÄŸladığı baÅŸarıya bakarak onu, o tarihte öğrenim süresi dört yıl bulunan bu okulun üçüncü sınıfına almışlardı. Bunun da tarihini kesin olarak bilemiyoruz. Herhalde dördüncü sınıfa 1895 Ocak ayında geçtiÄŸine göre, dersler kesilmeden en az beÅŸ altı ay önce bu okula girdiÄŸi düşünülürse, bunun 1894 Temmuz-AÄŸustos aylarında olması gerekmektedir.

   Mustafa'nın bu okulu Mithat PaÅŸa caddesinde, yeni ve oldukça güzel bir binaya sahip bulunan, muntazam ve disiplinli bir müessese idi. Dersleri ihtisas esasına göre okutan ve çoÄŸunluÄŸunu subaylar teÅŸkil eden bir öğretim ve idare kadrosuna sahipti. İlk gençlik çağındaki iki yüz küsûr üniformalı subay adayı, tam bir disiplin içinde orta öğrenimle birlikte ilk askerlik eÄŸitimlerini de burada görmekte idiler. Mustafa pek çabuk hocalarının ve okul idarecilerinin dikkatini çeken seçkin bir öğrenci olarak kendisini çevresine tanıtmıştı. Okulun matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey'in(12) genç öğrencisindeki büyük istidat ve olgunluÄŸu teÅŸhis ederek ona taktığı yeni adla tarihin malı olan "Mustafa Kemal", bu okuldan sınıfının kırk mevcudu arasında dördüncü olarak 1896 Ocak ayında ve onbeÅŸ yaşında mezun olmuÅŸtur. Bitirme imtihanında yalnız İslâm tarihinden 45 üzerinden iki numara noksan almak suretiyle bütün derslerden tam numara aldığını gösteren resmî kayıtlar, Harb Okulumuzun arÅŸivinde bulunmaktadır. Selânik Askerî Rüştiyesinde Mustafa Kemal'e özel ilgi gösteren ve onu takdir eden öğretmenlerden biri de Fransızca öğretmeni Yüzbaşı

   Nakiyüddin Bey'dir(13). Atatürk'ün sonradan birlikte Selânik'te Vatan
ve Hürriyet Cemiyeti şubesini kurdukları ve Meşrutiyetin ilânı için Adbdülhamit idaresine karşı Selânik'te İttihat ve Terakki gizli teşkilâtında beraber çalıştıkları bu ihtiyar hocasını da nasıl unutmadığını kendisine gösterdiği ilgi ve yakınlıktan anlamaktayız.

   Mustafa Kemal'in öğrenim hayatının bu döneminde sadece okul çalışmalariyle yetinmediÄŸi, bilgisini geniÅŸletmek, kültür seviyesini yükseltmek için o günün ÅŸartları içinde, çevresinde çıkan yayımları takip ettiÄŸi, yarışmalara katıldığı da görülmektedir. O tarihlerde Selanik'te ileri fikirli bir kaç öğretmen ve yazar "Çocuklara Rebher" adı altında haftalık bir dergi çıkarmaktadırlar(14). Arı Türkçe dâvasının öncülerinden olan bu derginin bir çok sayılarında fen ve matematik konularında yapılan yarışmaları baÅŸaranların başında Askerî Rüştiye son sınıf öğrencilerinden Mustafa Kemal isminin görülmesi, onun geniÅŸ kültürünün ve sonsuz okumak ve öğrenmek aÅŸkının, daha çocuk sayılabileceÄŸi yaÅŸlarda dahi var olduÄŸunu bize anlatan bir tanıktır. Türk dilini öz benliÄŸine kavuÅŸturmak ilhamını ilk defa bu dergideki yazılardan almış olduÄŸu da düşünülebilir.

   Mustafa Kemal Rüştiyeden sonra Lise öğrenimini yapmak üzere baÄŸlı olduÄŸu bölgenin Askerî İdadisine, Manastır'a gitmiÅŸ ve burada yatılı ve daha üstün dereceli bir okulun hayat ve öğretim ÅŸartlarına intibak etmiÅŸtir. Sınıf arkadaÅŸlarını yalnız Selânik'tekiler deÄŸil, Üsküp'ten, İpek'ten, İşkodra'dan, Yanya'dan ve Manastır'dan Askerî Rüştiyeleri bitirerek gelen öğrenciler teÅŸkil etmektedir ki, böylece çeÅŸitli mizaç, karakter ve seviyede genç insanla tanışmak, anlaÅŸmak ve seviÅŸmek ve onlara kendini kabul ettirmek hususunda Mustafa Kemal'in üstün vasıflarının burada da büyük bir rol oynadığı şüphesizdir. Mustafa Kemal'in ÃŽdadî sınıf arkadaÅŸları arasında bulunan ÅŸair ve hatip Ömer Naci'nin, onun edebiyata merakını nasıl körüklediÄŸini ve kitabet hocaları Alay Emini Mehmet Âsım Efendi'nin de, bu iÅŸ senin asker olmana mıâni olur diye, bu meyli nasıl kösteklediÄŸini Mustafa Kemal'in bu devre ait hatıratından öğrenmekteyiz.

   Mustafa Kemal'in okulda öğretilenle yetinmiyerek daha iyi bir Fransızcaya sahip olabilmek için, yaz tatillerinde Selânik'e annesinin yanına geldiÄŸi zamanlar, Tophane'deki, hâlâ faaliyetine devam etmekte olan ve 1888'de kurulmuÅŸ bulunan, "College des Freres de la Salle"in özel kurlarına devam ederek Fransızcasını takviyeye çalıştığını da yine kendisi bize nakletmektedir. 1959 sonbaharında okulun eski kayıtları arasında, belki kendisine ait bir iz bulunur ümidiyle, ziyaret ettiÄŸim bu okulun ikinci müdürü Frere George, iÅŸgaller sırasında eski kayıtların kâmilen yok olduÄŸunu, fakat 1941 de 92 yaşında ölen ve Mustafa Kemal'e bizzat hocalık yapmış bulunan Frere Rodriguez'in, Mustafa Kemal'i çok iyi hatırladığından ve subay olduktan sonra da zaman zaman kendisinden ders almıya geldiÄŸinden; gayet ciddî, zeki ve çalışkan ve elinde daima kitap bulunan bir genç olarak hâfızasında iz bıraktığından sitayiÅŸle bahsettiÄŸini ve vakitsiz ölümünden çok üzüldüğünü söylemiÅŸtir.

   Mustafa Kemal'in Manastır İdadisindeki hocalarından ve ondaki tarihe merak ve sevgiyi beslemekte rolü bulunduÄŸu da bizzat Atatürk tarafından ifade edilmiÅŸ bulunan Topçu KolaÄŸası Mehmet Tevfik Beyi(15) de bu vesile ile saygı ile anmak bir borçtur. Süleyman Hüsnü PaÅŸa'nın tarih anlayışına göre yetiÅŸen bu zat, devrinin dar Osmanlı tarihçiliÄŸi görüşünden uzak ve Türk tarihini bütün geniÅŸliÄŸi ve eskiliÄŸiyle kavramış ve öğrencilerine dersini sevdirerek esaslı bir tarih kültürü vermiÅŸ öğretmenlerimizden biridir. Atatürk bu deÄŸerli hocasına da beslediÄŸi şükran ve minneti göstermiÅŸ, onu da henüz dershaneden ayrılamamış olduÄŸu hayatının son yıllarında, Milletvekili adayı göstererek, Büyük Millet Meclisinde de yer almasını saÄŸlamıştır(16). Mustafa Kemal'in Manastır İdadisi öğrenciliÄŸi dönemi 1897 Türk-Yunan savaşının cereyan ettiÄŸi, millî hisler geçici bir zaferle kamçılandıktan sonra, İkinci Abdülhamid'in büyük devletler önünde baÅŸ eÄŸerek kazanılan galibiyeti maÄŸlubiyete çevirdiÄŸi günleri de içine alır ki, yaÅŸanmış bu tarihî ibret dersinin yetiÅŸme çağındaki bu genç üzerinde ne derin izler bırakmış olduÄŸundan da bir an şüphe edilemez.

   Manastır Askerî İdadisinde Mustafa Kemal'in ilk seneye ait öğrencilik hayatı hakkında, resmî bir belgeye sahip deÄŸiliz. Fakat 1897 Aralık ayında ikinci sınıftan üçüncüye geçerken yalnız kitabetle Fransızcadan 45 üzerinden birer notunun kırık bulunduÄŸunu ve 52 mevcut arasında üçüncü olarak sınıf geçtiÄŸini, 1898 Kasım ayında da okulu her dersten tam numara almak suretiyle ve 54 mevcutta ikinci olarak bitirip idadi diploması aldığını gösteren kayıtlar Harb Okulumuzun arÅŸivinde bulunmaktadır(16). Böylece o' 18 yaşına henüz basmış bulunduÄŸu bir çaÄŸda İstanbul'a, devlet merkezine gelmiÅŸ ve Pangaltıdaki Tarihî Okula, Mekteb-i Harbiye'ye 1283 apolet numarasiyle 13 Mart 1899' da yazılmıştır.

   Mustafa Kemal'in Harbiye hayatı, üç sene sürer. Bu devreden bize kalmış olan en deÄŸerli hâtıra, onun okula kaydolunduÄŸu gün kayıt defterine iÅŸlenen çiçek künyesidir ve bu ÅŸahsî hukuku yönünden elde mevcut belgelerin en eskisidir. Sözü geçen ve 1315 duhullülere mahsus künye defterinin "Manastır İdadisinden vürut eden ÅŸakirdan" baÅŸlığı altındaki kısımda :

   Selânik'te Koca Kasım PaÅŸa Mahalleli Gümrük Memurlarından müteveffa Âlî Riza Efendinin mahdumu uzun boylu beyaz benizli 96

şeklinde yazılı olan bu kayıtta, onun Harb okuluna giriş tarihi 1 Mart 1315 (13 Mart 1889), çıkışı 28 Kânunu Sani 1317 (10 Şubat 1902) olarak görülmektedir. Harb Okulunun ilk smıfinda geçirdiği seneye ait kayıtlar maalesef kaybolduğundan bu seneki durumu hakkında bir şey bilmiyoruz. Yalnız kendisi hâtıratında İstanbul'da geçirdiği bu ilk seneyi "Birinci sınıfta saf gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin hiç farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım" samimî itirafiyle değerlendirmektedir ki, onun gençliğin en buhranlı bir devrinde bile nefsine hâkimiyetini gösteren bu davranışı hayranlıkla dikkati çekmektedir. Fakat ikinci sınıfta Mustafa Kemal'in kendi kısmında dördüncü ve 460 mevcutlu sınıfı içinde de yirminci olarak sınıf geçtiğini ve notlarının genel olarak tam olduğunu görüyoruz. Son seneyi de mevcudu 459' a inen sınıfının sekizincisi olarak bitirmiş ve (piyade 1474) sicil numarasiyle ve Teğmen rütbesiyle sekiz sene önce Selanik'te içini yakan bir ateş sevgiyle ulaşmak istediği gayeye varmış, Türk Ordusunun şerefli bir subayı olmuştur. Henüz yirmi bir yaşındadır. Ve üç seneden beri yalnız izin günlerinde taşıdığı kılıcı, artık mesleğinin en yüksek ve şerefli rütbesine, Mareşalliğe yükselinceye kadar taşıyacaktır.

   Memleketin hemen her köşesinden toplanmış aydın bir gençliÄŸi, derin bir vatan sevgisi ve meslek aÅŸkiyle tek bir bayrak altında memleketin varlığını korumaya hazırlayan bu Ocak, o dönemde II. Abdülhamid'in en çok çekindiÄŸi, ürktüğü müesseselerin başında gelmektedir. Sarayın bu şüphe ve vehmi de pek yerindedir. Çünkü Mustafa Kemal ve arkadaÅŸları memleketin içinde bulunduÄŸu kötü durumu, bozuk ve keyfî idareyi bütün iÄŸrençliÄŸiyle görüp bilmekte ve onu devirmek için, 1876' da olduÄŸu gibi sadece kendilerine "Haydi çocuklar!" diyebilecek bir Süleyman PaÅŸa beklemektedirler. Namık Kemal'in, Abdülhak Hâmid'in gizli gizli elden ele dolaÅŸan kitapları koridor köşelerinde, geceleri yatakhane lâmbasının kör ışığı altında okunmakta ve kulaktan kulaÄŸa gazetesi ile veya bahçenin bir köşesinde çevrilen bir arkadaÅŸ halkasının güven ve samimiyeti içinde, dertler ortaya dökülmekte ve çok defa genç Mustafa Kemal'in bu gibi toplantıların güzel konuÅŸan hatiplarinin başında geldiÄŸi dikkati çekmektedir.

   Harb Okulunu üstün derecelerle bitirenler, o zaman uygulanan rejime göre, yine aynı çatı altında bulunan ve bugünkü Harb Akademisine esas teÅŸkil eden Erkânı Harbiye sınıflarına üç sene devam ederek ve ilk sene imtihanını verince ÜstteÄŸmenliÄŸe yükselerek Okulu bitirince de Yüzbaşı rütbesiyle Kurmay olurlar veya bu hizmetlerde de yardımcı görev alabilecek "mümtaz"lar sınıfını teÅŸkil ederlerdi. Mustafa Kemal'in sınıfından da 37 genç böylece sözü geçen sınıfa ayrılmış ve Onun için yeni bir öğrenim safhasıbaÅŸlamıştı.

   Bu dönemde Mustafa Kemal'in bir yandan meslekî bilgilerini geliÅŸtirirken, bir yandan da günün meseleleri üzerinde arkadaÅŸlarıyla düşünerek ve tartışarak, kendisini geleceÄŸin büyük problemlerini çözmiye hazırlamakta olduÄŸunu görmekteyiz. Hayatının bu günlerini Profesör Bayan Âfet İnan, ÅŸu satırlariyle pek güzel canlandırmaktadır(17).

   "Harb Akademisinin mahdut sayıda olan genç subay talebeleri, yeni hür fikirler etrafında toplanmakta, hattâ el yazısiyle bir de gazete çıkarmaktan çekinmemektedirler. Binlerce Harb Okulu talebesine hitabeden bu yazılar, bizzat Mustafa Kemal'in kaleminden çıkmakta ve bu gizli teÅŸekkülü de o idare etmektedir. Bu hal mektep idaresi tarafından haber alınmakla beraber, kendilerine karşı cezaî tedbir yapılmadığını ve müsamaha ile karşılandığını bizzat Mustafa Kemal, hâtıratında itiraf etmiÅŸtir. O üç yıllık talebeliÄŸi esnasında anlayışlı, zeki ve çalışkan bir uzuv olarak hocalarının takdirini ve dikkat nazarlarını çekmiÅŸtir. Ancak o kendi benliÄŸinde mânevi huzursuzluk içinde idi. Mâna ve mahiyetini bir türlü anlıyamadığı duyguların tesiri altında, küskün, kederli ve içinden gelen bir isyan duygusu ile dolu bir halde yaşıyor, okuyor, ne bulursa okuyor ve yazıyordu. Hocalarının verdiÄŸi askerî problemleri halletmiye çalışırken, âdeta istikbalin meydan muharebelerini idare eden bir kumandan edasındadır".

   Onun "Gerilla" konusundaki(18) dersi, amelileÅŸtiren bir problemi, tabiye hocaları Nuri Bey'den isterken, 15 yıl sonra İstiklâl Savaşında uygulayacağı bir taktiÄŸin ön sezisini duyduÄŸunu kabul etmekte asla tereddüt edilemez sanırım. Nitekim O, on yıl sonra Çanakkale'de Anafartalar Kahramanı olarak tarihimizde san aldı ve on yedi yıl sonra da Dumlupınar'da düşmanı yok eden orduların BaÅŸkomutanlığını yaptı.

   Mustafa Kemal'in Akademi sınıfı, öğrenim devrelerini 11 Ocak 1905' de tamamlamış ve 13'ü Kurmay, 24' dü Mümtaz olarak diploma almışlar ve ordu saflarına katılmışlardır.

   Yüzbaşı Mustafa Kemal, üstün baÅŸarılı notlarla bu kalabalık sınıfin beÅŸincisi olarak 24 yaşında hayata atılmıştı. Fakat vatanına ve milletine hizmet etmek, insanlığın ÅŸerefi sayılmak, dünyanın ölmezlerinden biri olmak imtihanında o, her anlamiyle birinci olmuÅŸtur.

   Atatürk'ün hayatına ait hâtıralar ve belgeler arasında, onun öğrenim hayatından kalmış olanlar Harb Okulundaki bir iki defterden ibaret bulunmaktadır. Ve bunun dışında hemen yok denilebilecek kadar azdır ve vaktinde de toplanamamıştır. Bundan sonra elde edilmesi ihtimali de pek zayıftır. Bununla beraber Türk Devrim Tarihi Enstitümüzden bu alanda devamlı ve plânlı bir gayret beklemek, Atatürk'ün aziz hâtırasını, büyük bir baÄŸlılıkla ve bütün dünya milletleriyle beraber andığımız ölümünün bu yirmi beÅŸinci yıldönümünde, kuvvetle duyduÄŸumuz bir istektir.

   Atatürk'ün ilmî hayatiyle ilgili bu yazımı, onun öğrenciliÄŸi ile deÄŸil fakat öğretmenlik sıfatı ile ilgili olan ve büyük zaferden sonra

   Türk ilim çevrelerinin büyük kurtarıcıya duyduÄŸu minnet ve şükranın bir ifadesi olarak, 19 Eylül 1338 (1922) tarihinde kabul edilen,
fakat sonraları her nasılsa unutulan "Darülfünun Edebiyat Fakültesi
Fahrî Müderrisliği" payesine ait diploma, törenle Mustafa Kemal'e
verilirken, Harb Okulunda kendisinin eski Fransızca hocası, Türk
Tarih Kurumu'nun kurucu üyelerinden ve İstanbul Darülfünunu
Müderrislerinden rahmetli Necip Asım Bey'in(19) söylediği sözlerle
bitirmek istiyorum.

   Bu hususta İstanbul Üniversitesince alınmış olan kararın metni de ÅŸudur :
"İstanbul Darülfünunu Edebiyat Medresesi Meclis-i Müderrisini on dokuz Eylül üç yüz otuz sekiz tarihinde, akdettiği içtimada millî mücadelenin büyük kahramanı ve yeni Türk devletinin müessisi olan Başkumandan ve Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, Türk milletinin ve Türk harsının istiklâlini müeyyit ve İslâm kavimlerinin halâsına müteveccih olan tarihî mesaisini takdir ve tebcil ettiğinin bir delili olmak üzere Edebiyat Medresesi, Fahrî Müderrislik unvanını tevcihe müttefikan karar vermiştir".

   Bu payenin diploması, Fakülte Profesörlerinden kurulu bir heyet(20) tarafından kendisine, heyete baÅŸkanlık eden Prof. Necip Asım tarafından söylenen aÅŸağıdaki nutukla sunulmuÅŸtur :
  PaÅŸa Hazretleri,
  Cihan Harbi neticesinde Sevr muahedesiyle kolu kanadı kırılan
Türkiye'yi kurtarmak için celâdet meydanına atıldınız. Her türlü
yokluk içinde hârikalar icadettiniz. Sözünüzü yerine getirdiniz, hür
ve müstakil bîr Türkiye yarattınız. Bu hârikaların mübdi'ine bir çok
hem de muhik unvanlar vermekle millet zat-ı âlilerini en yüce mertebelerde tebcil eyledi, işte Darülfünun Edebiyat Medresesi de (21) düsturuna istinat ederek, size rütbelerin en yücesini,
Müderris payesini tevcih etmekle muhik ve ulvi bir vazife ifa eylediğine
kanidir. Öteden beri teveccühleriyle müftehir olan Darülfünun, bundan böyle de kendi ailesine kazandığı zatın feyz ve dehasıyle iftihar eder.

9- Biyografisi için bakılablilir: Atatürk'ün İlk Öğretmeni Şemsi Efendi ve Okulu - Faik Reşit Unat, Eğitim, Sayı: 3 S. 38-42 ( Mart 1963, Ankara); Bizim Selânik'te Bir Gezinti- Ali Canip Yöntem, Yayın Tarihimiz, C. I, S. 328, İstanbul 1962.
10- Kız kardeşi Makbule Hanıma ilk kocasından ayrıldıktan sonra babasından aylık bağlanmasına ait dosyada Ali Rıza Efendi'nin Çayağzı Rüsumat Memuru iken bu tarihte ölmüş olduğu gösterilmektedir.
11- T.B.M. Meclisinin Dördüncü ve Beşinci Dönemlerinde Kütahya Milletvekili.
12- Harb Okulunun 1297 (1882) yılı mezunlarından Üskülüp Mustafa Sabri Bey.
13- Cumhuriyet yıllarında Üçüncü Devrede Elazığ ve Dördüncü, Beşinci devrelerde Muş'dan Milletvekili seçilen Nakiyüddin Yücekök (1866-1945).
14- Mustafa Kemal Selânik Rüşdi-i Askerî Mektebi Son Sınıf Talebesi İken - Ali Ulvi Elöven, Uludağ, Sayı 18. Ekim 1932, Bursa.
15- T.B.M. Meclisinin Beşinci Döneminde Diyarbakır milletvekili seçilen Türk Tarih Kurumu üyelerinden Tevfik Bilge (1865-1945).
16- Her dersten almış olduğu notlar hakkında daha geniş bilgi için şu yazıya bakılabilir. Atatürk'ün Öğrencilik Hayatına Ait Bazı Notlar - Faik Reşit Unat, Devrim Gençliği, Sayı: 17, S. 10-11, Kasım 1953, Ankara
17- Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, S.9, Ankara 1959.
18- Gerilla Hakkında İki Hatıra - Âfet İnan, Belleten, Sayı: I, S. 10-14, 1 Ocak 1937, Ankara.
19- T.B.M. Meclisi 3-5 inci dönemlerinde Erzurum Milletvekili Necip Asım Yazıksız (1861-1935).
20- Atatürk'ün Tarihçiliği ve Fahri Profesörlüğü Hakkında Bir Hatıra - Şemsettin Günaltay, Belleten, Sayı: 10, S. 273-274, 1 Nisan 1939, Ankara; Hakimiyet-i Milliye, 24 Haziran 1923.
21- "İlim rütbesi rütbelerin en yücesidir." (Arap atasözü).

FAİK REŞİT UNAT
ATATÜRK KONFERANSLARI
1963 1, 2. Baskı 1991, Türk Tarih Kurumları Yayınları


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır